Felsefe Günlükleri - III

 Ortaçağ Felsefesi II, kapsamında İslam Felsefesi çalışmaya başlamadan önce, bir not yazmıştım. Anlayamamaktan, özellikle de dil konusunda zorlanacağımdan korkuyordum. Okudukça, aslında bazı kelimelerin benim dağarcığımda bulunduğunu farkettim. “Ameli”, “Mahiyet”, “Cevher” gibi kelimeler, örneğin “nelik” karşılığı olan “mahiyet” kullanıldığında o cümle bana daha aşina geliyor.

Nedense aklımda, Yücel Kayıran’ın, MorTaka Dergisi için hazırladığı bir dosyadan “Varlık”-“Nelik”kavramı aklımda kalmış. O zamanlar, henüz Felsefe okumadığım için olsa gerek, “Nelik” sözcüğü bana öylesine yabancı geliyordu ki, mahiyet anlamında kullanılabileceğini düşünememiştim.

İslam Felsefesi’nin ve filozoflarının sırrına eremesem de epeyce bilgi ediniyorum, bunu da kendi kendime çalışarak öğrenmeye çalışıyorum. İbn Rüşd’e geldim. İbn Rüşd, neliğin, İbn-i Sinâ’da olduğu gibi zihinde ve tümelde olduğunu değil, Aristoteles gibi dış dünyada ve tikel olanda görür. Ayrıca, Ibn Rüşd , “varlık” yerine “hüviyyet/kimlik” kullanmayı, varlık’a karşı “varolan” terimini kullanmayı tercih etmiş. İbn Rüşd, insan idrakine konu olan nesnelerin biri “duyulur” (heyûlanî), diğeri “akledilir”(ma’kul) olmak üzere iki tür suretinin bulunduğundan söz eder.

Okuduklarımı yazarsam, sanki biraz daha iyi anlıyorum, o nedenle bu defteri açtım. İbn Rüşd, beni İbn-i Sinâ kadar zorlamayacak sanırım. İbn Rüşd okumalarımdan edindiğim izlenim, İbn Rüşd’ün batı felsefesine daha yakın görüşleri olduğu yönündedir, özellikle “varolan”ndan söz etmesinden batılı filozofların ne kadar etkilendiği üzerine düşünmek gerekiyor.

İmren Tüzün 

Antalya, 17.05.2015

©Her hakkı saklıdır/All right reserved.

(published on 04/09/2020)
RSS feed for library news.

Loading...

Log in to your account:

This software was implemented, installed and managed by Devinim Software Training Consulting .