Bugün Yazılmakta Olan Şiirin Öznesi

Antalya 2. Kitap Fuarı’nda TÜYAP tarafından “Ahmet Tüzün’ü Anma Etkinliği: Günümüz Türk Şiiri” etkinliği düzenlenmişti 17 Şubat 2013'de. Yaşar Güneş'in etkinlikte sunduğu konuşmasının metnini okuyabilirsiniz.

"Ahmet Tüzün'ü Anma" etkinliğini iki kez gerçekleştirebildik.

Eldeki olanakları Kütüphane'nin arşivlenmesi için kullanmanın daha doğru olacağını düşündüm, bu yönde de hareket etme kararı aldım. İyi günlerde, tekrar düzenleyebilme umudunu saklı tutarken, çevrimiçi olarak düzenlenebileceği fikri oluştu bugün,alt yapısını hazırlamak gerekiyor. Umarım bir olanak doğar.

 

 

 

Bugün Yazılmakta Olan Şiirin Öznesi

Sevgili Şiir Dostları Merhaba,

Bugün yazılmakta olan şiirin niceliği, şairlerin ve şiirin sayısal hacmi dikkate alındığında, bu çoğulluğu kapsayıcı bir konuşma yapmak mümkün değil. Bu nedenle bazı ayrımlar yapıp, konuşmamı sınırlamak istiyorum.

Konuşmamı bugün yazılmakta olan şiirin çoğulluğunu da anlayabilmemize imkân sağlayacağını düşündüğüm, şu ilgi ve sorularla sınırlamak istiyorum: Acaba bugün yazılmakta olan şiirin sözceleme öznelerinin şiirde sergilediği refleksiyonun özellikleri nelerdir? Bu refleksiyonun hakikat bağlamı nedir?

1970’lere kadar modern Türk şiirinde Nazım Hikmet çizgisi, Necip Fazıl çizgisi ve İkinci Yeni çizgisi etkili olmuştur. Bu üç çizgi, yazılan şiiri ve bununla birlikte şairlerin benimsediği poetik anlayışları gruplandırmada 1970’lere kadar bir ölçü olma kapasitesine sahipti. Bu üç çizgi 1970’li yıllardan başlayarak dönemin genç şairlerinin etkisiyle de yatay bir değişim ve genleşme içine girdi. Bu yatay değişim ve genleşme 1980’lerde de devam etti. Ahmet Oktay’ın 1994’te yaptığı adlandırmayla bu üç çizgi (“1980 Sonrasında Şiir” (İmkânsız Poetika, Alkım yay.) toplumsalcı şiire, metafizik/İslamcı şiire ve imgeci şiire dönüştü.

Modern Türk şiirinin başlangıç gelişimini yansıtan bu üç çizgi ve devamında şekillenen oluşumlar, aslında modernite ile başlayan gönderge krizine verilen bir tepkinin yansımasıydı. Çünkü şiirin kavramsal/imgesel yapısı ve anlamlandırma şeması geleneksel dünyanın anlam örgüsünden çözüldükçe, şiirin dayanacağı zemin Türk şiirinin başlıca poetik sorunlarından biri olmaya başlayacaktı. Hayat ve şiir, geleneksel dünyanın kalıplarının dışına çıktıkça, zihin, bastığı toprağın bir özgürlük alanı olduğunu ve bu özgürlüğünde temellendirilmeye muhtaç olduğunu gördü. Böylece sanatsal hakikat krizi ve sorunu fark edilir bir hale geldi.

Bu bağlamda modern Türk şiirinde, şiirin hakikat bağlamının belirlenmesinde, şiirin sözceleme öznelerinin formu bakımından iki form egemen olmuştur. (Şiirin sözceleme öznesi derken, şiirde maddeleşen ve şiirdeki duygu-düşünce yüklerinin merkezi olan varlığı kast ediyorum.)

Bu formlardan biri, şiirin sözceleme öznesini aşkın özne olarak kuran şiir anlayışıdır. İkincisi de şiirin sözceleme öznesini empirik özne üzerinden kuran şiir anlayışıdır.

Aşkın özne üzerinden işleyen şiirlerde şiirin sözceleme öznesine, dolaysızlığını kaybedip soyut bir varlık haline gelen toplumsal-tarihsel gerçeklik karşısında ideolojik bir işlev yüklenmiştir. Bu şiir anlayışı, özneyi bir irade ve bilinç merkezi olarak kavramaktadır. Aşkın özne üzerinden kurulan şiirlere baktığımızda, bu özne konu edindiği sorunları ve izlekleri bağlandığı ideolojinin anlamlandırma şeması ve ufku içinde dile getirmektedir. 70’lerin ve 80’lerin Toplumsalcı şiirinde ve özellikle günümüzde yazılan metafizik/İslamcı şiir oluşumlarında bu yapıyı görmek mümkündür. Empirik özne üzerinden işleyen şiirlerde ise, özne ve onun refleksiyonu verili olan bir izlenim alanı ile sınırlanmıştır. Özne, izlenim alanının veya görsel alanın kendisinde oluşturduğu anlık duygu-düşünce yüklerini dile getirmekten öte geçmez. Bu nedenle de şiirsel imge, küçültülmüş matrislerde, izine rastlamak mümkünse, gerçeğin kalıntılarında gezinir. Yaşantı bir bütünlük olarak değil, fragmanter/minimal bir yapı olarak sunulur.

1990’lardan başlayarak, şiirde konuşan öznenin kim olduğu, bu öznenin mevcut tarihsel gerçeklik düzlemi karşısındaki duruşunun ve varlıksal durumunun ne olduğu gibi sorular sorulmaya başlandı. Ki bu sorular aynı zamanda şiirin poetik işleyişini sağlayan unsurların mahiyeti ve değeri hakkında sorulan sorulardı. Bu soruları sormak, dönemin genç şairleri için kaçınılmazdı. Çünkü mevcut şiir anlayışlarının dayandığı özne anlayışıyla, insanın içinde bulunduğu tarihsel ve varlıksal durumu anlatabilmenin imkânsız olduğunu düşünüyorlardı.

İnsanın içinde bulunduğu tarihsel ve varlıksal durumunu dile getirememe ile ilgili ilk sarsıntılar, toplumsalcı şiirde gün yüzüne çıktı. Bu sarsıntının, Türkiye ve dünya genelinde sosyalizmin yaşadığı yenilgiden kaynaklandığı zannedildi. Fakat sarsıntıyı yaratan ana etkenler burada değildi. Sarsıntıya yol açan etkenler doğrudan doğruya toplumsalcı şiir anlayışına içkin olan öğelerdeydi. Bu öğelerden ilki, toplumsalcı şiirde yer alan ve bu şiirin işleyişini sağlayan aşkın öznenin kriziydi. Çünkü aşkın özne hatalardan arındırılmış, hayatın kirinden ve pasından temizlenmiş, kahramanca eylem ve özlemleri olan bir öznedir. Yani aşkın özne soyut bir varlıktır, tasarımsaldır. Dolayısıyla bu soyut varlık üzerinden kurulan şiirler, insanın içinde bulunduğu tarihsel durumu ve bunun insana ne yaptığını gösterip işaret etmede başarılı olamadı.

1990’larda toplumsalcı şiir oluşumu içinde yer alan dönemin genç şairleri, örneğin Adnan Satıcı, Cihan Oğuz, Muzaffer Kale, küçük İskender, Altay Öktem, Enis Akın, gibi şairler giderek aşkın özne ile empirik özne sentezini deneyen şiir örnekleri vermeye başlayacaklardı. Bu aynı zamanda toplumsalcı şiir ile imgeci şiirin söylemsel imkânlarının bir sentezini deneme anlamına geliyordu. Böylece toplumsalcı şiirde 2000’lerde daha belirgin hale gelen yeni bir genleşme yaratacaklardı. Örneğin Emirhan Oğuz’un şiirini anlamak için bu zinciri göz önüne almak gerekiyor. Bu genleşme olgusu bir yandan aşkın özne formunun krize girdiğinin görülmesinden, bir yandan da İkinci Yeni şiirinin tekrar gündeme gelmesi ve bir cazibe oluşturmasından kaynaklanıyordu. Şiir ortamında 1990’larda, 70’lerin ve 80’lerin toplumsalcı şiirinin görece olarak kaybetmeye başladığı konumu, metafizik/İslamcı şiir ve imgeci şiir oluşumu hızla doldurdu. Metafizik/İslamcı şiir ve imgeci şiir, şiir ortamında 1990’larla birlikte yükselişe geçti. Bu iki şiir oluşumu bugün de nicelik olarak dergiler ve kitaplar boyutunda yaygınlığını sürdürüyor.

Bugün metafizik/İslamcı şiir oluşumu içinde yer alan şiirlerde şiirin işleyişini sağlayan ana öğenin de aşkın özne olduğu görülmektedir. Söz dağarı ve anlamlandırma şemaları değişmekle birlikte, metafizik/İslamcı şiir anlayışı içinde yazılan şiir de bir retorik olmaktan kurtulamıyor. Çünkü form bakımından toplumsalcı şiir tarafından daha önce denenmiş ve krize girmiş olan özne formunu tekrar etmekten öteye geçemiyorlar. Örneğin Ömer Aksay, Ali K. Metin gibi şairlerin böyle bir şiir yazdıkları görülüyor. Metafizik-İslamcı şiir oluşumu içinde yer alan kimi şairlerin de imgeci şiir anlayışının şiirsel imkânlarını denedikleri görülüyor. Bu oluşum içindeki bu modernist atılımların da şiirin gönderge krizine ikna edici bir poetika ve şiir geliştiremedikleri görülüyor. Eski argümanlara yeni isimler vererek bir yükseliş arıyorlar. Örneğin soylu yenilikçi şiir anlayışıyla Baki Ayhan Top’un, neo-klasik şiir anlayışıyla Celal Fedai’nin, çok sesli şiir anlayışıyla Hayriye Ünal’ın böyle bir şiir yazdıkları görülüyor.

Şair olarak çıkışını 90’lı yıllar içinde yapan şairler içinde imgeci şiir oluşumunun ve empirik özne formunun bugün en tipik örneğini Necmi Zekâ’nın şiirlerinde görmek mümkündür. Necmi Zekâ’nın şiiri, bugün bu şiir oluşumunu ve formunu temsil yeteneğine sahip olan şiirlerin başında gelmektedir.

Acaba bugün bu tabloya eklenebilecek farklı bir şiir oluşum doğrultusu var mıdır?

Şiir ortamında 90’lı yılların ortalarından bu yana, aşkın özne ve empirik özne üzerinden kurulan şiir formlarından herhangi birine dâhil edilemeyecek bir şiirin ve bir şiir anlayışının da gelişmeye başladığı görülmektedir. Bu oluşum ontik şiir olarak adlandırılıyor. Bu şiirin örneklerini ise felsefi şiir/tinsel poetika anlayışı ileYücel Kayıran’ın, Mehmet Sarsmaz’ın, Osman Çakmakçı’nın, Metin Kaygalak’ın, Levent Yılmaz’ın, Ayhan Kurt’un şiirlerinde görmek mümkündür.

Ontik şiirde, yani varlıksal şiirde özne kendi hikâyesi üzerinden, yani varlıkta bulunuş düzleminden hareketle dış dünya, düşünme ve dil ile ilişki kurmaktadır. Fakat bunları değil, dış dünya, düşünme ve dil’in öznede nasıl bir duruma yol açtığı gösterilmektedir. Şiirin bu şekilde işlemesinin, modern lirik şiirin yapısı ile uyumlu olduğunu söylemek gerekiyor. Çünkü modern lirik şiirin ana özelliği dışsallığın değil, içselliğin dile getirilmesidir. Varlıksal şiirde ne aşkın özne ne de empirik özne vardır. Varlıksal şiirde, öznenin dış dünya, düşünme ve dil ile olan karşılaşmasında yaşadığı problem durumlar gösterilmektedir. İnsanın içinde bulunduğu problem durumların ve yaşantının dile getirilmesi de şiirin hakikat bağlamını oluşturmaktadır.

90’lı yıllardan bugüne varlıksal şiiri deneyen şairlerde de bugün bir genleşme olduğu görülmektedir. Örneğin Osman Çakmakçı’nın, Mehmet Sarsmaz’ın giderek varlıksal özneyi terk edip empirik özne formunu öne çıkarmaya başladıkları görülmektedir. Bugün, 2020’li yıllara doğru şiirde yeni bir saflaşma ve yeni bir genleşme yaşandığını düşünüyorum.

Bir tarafta bağlandığı insani değerlerin yıkımı yüzünden varlıksal yıkıma uğrayan özneleri dile getiren bir şiir gelişiyor. Bu şiir içselliği dile getiriyor. Bir çelişki gibi gelebilir, fakat içselliği dile getiren şiiri bugün de siyasal-İslamcı hareket içinde yer alan şairler tarafından hor görülmektedir. Sanılır ki dindar olmak içsellikle ilgili bir fenomendir. Oysa İslamcı şiir oluşumunun radikal kanadı, şiirde içselliğin dile getirilmesini modern-dünyevi, yani lâik bir söylem biçimi olarak görüyor. Bu nedenle de içselliği dile getiren şiirin siyasal-ideolojik davayı zayıflattığını düşünüyorlar.

Bir tarafta da nihilizmi derinleştiren bir şiir gelişiyor.

Nihilizmin bugünkü görünümü ise, insani başarıları ve değerleri hor görmeye, bunları tahrip etmeye, yükselmek için her şeyin mubah olduğuna bir çağrı olarak şekilleniyor. Ruhani maskelerle geziniyor. Modern ve post-modern vahşilere iktidar ve şehvet vaat ediyor.

Şiirin de içine düşmeye başladığı bu nihilizmi kısa sürede alt edebilme umuduyla sözlerimi bitirmek istiyorum.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Yaşar Güneş

Ahmet Tüzün’ü Anma Etkinliği İçin Sunulan Konuşma Metni

(published on 18/02/2021)
RSS feed for library news.

Loading...

Log in to your account:

This software was implemented, installed and managed by Devinim Software Training Consulting .