News from İmren&Ahmet Tüzün Kütüphanesi /cgi-bin/koha/opac-main.pl İstanbul’da Felsefe ve Sanat Etkinlikleri 16-18 Nisan 2019 <p>İstanbul&rsquo;da Felsefe ve Sanat Etkinlikleri 16-18 Nisan 2019 Uzun kış boyunca, İstanbul&rsquo;da ger&ccedil;ekleşen sanat ve felsefe etkinliklerini, basın ve sosyal medyadan takip etmeye &ccedil;alıştım. Sosyal Medya, etkinliklerin yayılmasında &ouml;nemli bir rol oynuyor, iletişim i&ccedil;inde bulunduğumuz arkadaşlar ve kurumların sayfaları sayesinde haberdar olabiliyoruz.</p> <p>İstanbul&rsquo;un, end&uuml;stri ve finans merkezi olması, yayıncılık, sanat ve k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n de merkezi haline gelmesi, yazarlar, sanat&ccedil;ılar, felsefecilerin İstanbul&rsquo;a taşınmasına neden oldu. Bu durumun, Anadolu&rsquo;da k&uuml;lt&uuml;r sanat a&ccedil;ısından dengesizliğe sebebiyet verdiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Son yıllarda, Diyarbakır, k&uuml;lt&uuml;r ve sanat a&ccedil;ısından ivme kazanan kentlerden biri. Antalya&rsquo;da da, Devlet, Senfoni, Opera ve Bale, Tiyatro gibi Devlet kurumları etkinliklerini d&uuml;zenli olarak s&uuml;rd&uuml;r&uuml;rken, &ouml;zellikle Plastik Sanatlar ve Edebiyat a&ccedil;ısından bireysel ve kurumsal &ccedil;abalar olmasına karşın yeterli olduğunu s&ouml;ylemek zor.</p> <p>Sosyal Medya&rsquo;da etkinlikleri takip etsek, bazı konferansları Youtube aracılığıyla izleme olanağı bulsak da, sergileri, etkinlikleri gidip g&ouml;rememenin eksikliğini hissediyoruz.</p> <p>Bu bağlamda, yaklaşık bir yıl sonra, İoanna Ku&ccedil;uradi&rsquo;nin, &ldquo;Ahlaklar, Etik ve Etikler&rdquo; başlıklı konferansını izlemek, Sosyal Medya&rsquo;dan takip ettiğim sergileri g&ouml;rmek &uuml;zere İstanbul&rsquo;a gitmek i&ccedil;in bir vesile oldu benim i&ccedil;in. Koyu yağmurlu bir g&uuml;nde, taksiyle Havaalanı&rsquo;na doğru yola koyuldum. Antalya&rsquo;dan kalkan u&ccedil;akta bulutlar arasından yol alırken, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden yery&uuml;z&uuml;ne bakarak Sabiha G&ouml;k&ccedil;en&rsquo;e ulaştık. U&ccedil;ak iner inmez, herkes telefonlara sarılınca i&ccedil;im burkuldu. Ne zaman İstanbul&rsquo;a gelsem, u&ccedil;aktan indiğimde aradığım, kız kardeşim Sıdıka&rsquo;yı arayamayacak olmanın h&uuml;zn&uuml; kapladı i&ccedil;imi. Biraz buruklukla Havabus&rsquo;a bindiğimde telefonumu a&ccedil;tım, G&uuml;listan aramış, İstanbul&rsquo;a gideceğimi biliyordu. Hemen aradım, &ldquo;Ulaştınız mı İmren Abla&rdquo;, diye sorunca, bir yakınım varmış, dedim, i&ccedil;im rahatladı. İstanbul&rsquo;da g&ouml;ky&uuml;z&uuml; beyaz bulutlarla kaplıydı, Otob&uuml;sle, Anadolu yakasından Avrupa yakasına ge&ccedil;erken, yol boyunca g&ouml;ky&uuml;z&uuml;ne baktım, İstanbul&rsquo;da bulutlar, yedi tepeli şehirde bir başka g&uuml;zel gelir bana. Boğazdan ge&ccedil;erken, zihnim g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden yery&uuml;z&uuml;ne doğru ge&ccedil;iş yaptı adeta. Otob&uuml;sten indim, Sıdıka&rsquo;yı kaybettiğim g&uuml;n, g&ouml;zyaşlarıyla oturduğum kafeye iki sene sonra ayak basıp biraz soluklandım.</p> <p>&Ccedil;ok kısa bir s&uuml;re i&ccedil;in gelince, zamanımı iyi kullanmak i&ccedil;in bir otelde kalmaya karar vermiştim. Rezervasyon yaptırdığım oteli beğenmedim, kısa s&uuml;rede k&uuml;&ccedil;&uuml;k ama g&uuml;venilir bir otel buldum. Kalacağım otelde dikkat ettiğim, beni huzursuz etmeyecek şeyler; temiz bir oda, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rebileceğim pencere, bir de notlarımı yazabileceğim masa. B&uuml;t&uuml;n bu unsurlar mevcuttu oda da, sabah erken kalktığım i&ccedil;in bir s&uuml;re dinlendim, azıcık da kestirmişim, dinlenmiş hissettim kendimi, sergileri gezebilecek enerjiyi toplamıştım.</p> <p>2002 yılında, Almanya&rsquo;da, Antalya&rsquo;yı temsilen katıldığım 1. Heidenheim Sanat&ccedil;ı Buluşması&rsquo;nda &Ccedil;inli sanat&ccedil;ıların m&uuml;rekkep &ccedil;alışmalarıyla karşılaşmış, fır&ccedil;a kullanışları, az renkle oluşturdukları manzara resimleri ilgimi &ccedil;ekmişti. Almanya&rsquo;dan d&ouml;nerken &ccedil;izim m&uuml;rekkebi almış, yavaş yavaş m&uuml;rekkeple &ccedil;alışmaya başlamıştım. Yıllar i&ccedil;inde m&uuml;rekkeple &ccedil;alıştığım pek &ccedil;ok defter oldu, bu sebepten dolayıdır ki, Pera M&uuml;zesi&rsquo;ndeki &ldquo;M&uuml;rekkepten: &Ccedil;in G&uuml;ncel Sanatından Yorumlamalar&rdquo; sergisini merak ediyordum. &Ccedil;in&rsquo;de &ccedil;alışmalarını s&uuml;rd&uuml;ren on &uuml;&ccedil; sanat&ccedil;ının yapıtlarını bir araya getiriyordu sergi. Manzara, doğa ve kaligrafi gibi konulara g&uuml;ncel bir bakış a&ccedil;ısıyla yaklaşan yapıtlar, resim, fotoğraf, video ve yerleştirmelerden oluşuyordu. 4. Katta, renkli ve siyah m&uuml;rekkeple yapılan uzun boyutlu eserler, duvarlara ve tavandan aşağıya sarkıtılarak sergileniyordu. Qiu Anxiong&rsquo;un, &uuml;&ccedil; animasyon videoları; &ldquo;Yeni Bir Dağlar ve Denizler Kitabı1. B&ouml;l&uuml;m&rdquo;, 30&rsquo;15&rdquo;, &ldquo;Yeni Dağlar ve Denizler Kitabı 2.B&ouml;l&uuml;m&rdquo;, 29&rsquo;34&rdquo;, Yeni Dağlarve Denizler Kitabı 3. B&ouml;l&uuml;m, 27&rsquo;14&rdquo; .&Uuml;&ccedil; videoyu, &Ccedil;in fır&ccedil;ası ve m&uuml;rekkebi kullanarak on beş yılda tamamlamış sanat&ccedil;ı. Xu Honeming&rsquo;in pirin&ccedil; kağıdı &uuml;zerine, mineral pigmentleri kağıda yayılmış pigmentlerle yaptığı resimlerde katmanlar oluşturmuş. Jian-Zun Zhang&rsquo;un; &ldquo;Mekana &ouml;zg&uuml; katılımcı yerleştirme&rdquo;. Sanat&ccedil;ı katılımcıları kendine yardım etmeye davet etmiş, bu şekilde katılımcılar, hem &ccedil;izmişler hem de se&ccedil;tikleri kelimeleri yazmışlar duvara. &Ccedil;inli &ccedil;ağdaş sanat&ccedil;ıların işlerini g&ouml;rmek, &Ccedil;in sanatının yeniden yorumlanması olarak yorumladığımızda, gelenek ve modernliği i&ccedil;inde barındıran bir sanatla karşılaştığımızı s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n.</p> <p>İkinci ziyaret ettiğim sanat kurumu Salt Beyoğlu oldu. NAEEM MOHAIEMEN, &ldquo;Makbul Tarihin Tutsakları/ Prisoners of Correct History&rdquo; başlıklı sergiyi izledim. Film, enstalasyon ve yazılarını g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;. Sergi &uuml;zerine yazılan metinden; &ldquo;&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; d&uuml;nya enternasyonalizmi&rsquo;nin oluşumu ve &ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;n&uuml;, s&ouml;m&uuml;rge sonrası tarihindeki &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k kırılmayla inceler: 1905&rsquo;te Britanya Hindistan sınırlarındaki Bengal&rsquo;in doğu ve batı olarak ikiye ayrılışı, 1947&rsquo;de Britanya Hindistanı&rsquo;nın b&ouml;l&uuml;nmesiyle Hindistan ve Pakistan kuruluşu ve 1971&rsquo;deki Hindistan- Pakistan Savaşı&rsquo;yla Doğu ve Batı Pakistan&rsquo;ın Bangladeş ve Pakistan&rsquo;ın D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;&rdquo; &Ccedil;ok da iyi bilmediğim bir tarihi izleme olanağı verdi bu sergi. Merdivenlerden aşağı inerken, sessiz bir şekilde okuyan, yazanlar dikkatimi &ccedil;ekti. Gittim oturdum bir masaya, ajandama yolculuğum ve g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m sergi &uuml;zerine notlar yazarken, ortamın dinginliğini hissettim. G&ouml;revli gelip, kapanış saatinin geldiğini s&ouml;ylemese biraz daha yazabilirdim.</p> <p>Otele doğru y&uuml;r&uuml;rken, bir kafeden capuccino ve mini cheesecake alarak otele d&ouml;nd&uuml;m. Bir yandan haberleri izledim, diğer yandan kahvemi i&ccedil;tim, sabah saat 05:30&rsquo;dan beri ayakta olduğum i&ccedil;in, dinlenmem gerekiyordu.</p> <p>17 Nisan 2019, &Ccedil;arşamba g&uuml;n&uuml;, ne yapacağımı &ouml;nceden tasarlamıştım. Otelde sadece oda fiyatı &ouml;dediğim i&ccedil;in, kahvaltıyı dışarıda yapmam gerekiyordu. &Ccedil;aylarını sevdiğim Cafe Lebon&rsquo;da k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir b&ouml;rek ve iki &ccedil;ayla kahvaltımı yaptım. Salt Galata&rsquo;ya gitmek &uuml;zere yola koyuldum. Yukardan aşağıya doğru inen sokağın iki yanı d&uuml;kkanlarla kaplıydı, daracık basamaklardan insanlar nezaketli bir şekilde aşağıya doğru iniyorlardı. Galata Kulesi&rsquo;nin yanındaki kafede, g&uuml;neşe karşı sabah kahvelerini yudumluyorlardı.</p> <p>Salt Galata&rsquo;da, &ldquo;Mihri Modern Zamanların G&ouml;&ccedil;ebe Ressamı&rdquo; başlıklı sergi, bir kadın sanat&ccedil;ının yaşamına ve eserlerine tanıklık etmek bakımından benim i&ccedil;in &ouml;nemliydi. &Ccedil;antam ve şemsiyemle sergi alanına ulaştım. Sergideki g&ouml;revli şemsiyemi ve &ccedil;antamı bırakmam i&ccedil;in beni y&ouml;nlendirdi. İyi de oldu bir a&ccedil;ıdan, y&uuml;klerimden kurtulmuştum, elimde cep telefonumla sergi alanına d&ouml;nd&uuml;m, sergiden fotoğraflar &ccedil;ekmek i&ccedil;in cep telefonumu kullanacaktım. Mihri, 13 Aralık 1885&rsquo;te İstanbul, Kadık&ouml;y&rsquo;deki Ahmet Rasim Paşa Konağı&rsquo;nda doğmuş. Ailesinin konumu, Ressam Fausto Zonaro&rsquo;dan resim dersi almasını olanaklı kılmış. 14 yaşında, ailesinden ayrılarak &ouml;nce Roma&rsquo;da daha sonra Paris&rsquo;te eğitimini s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş. Paris&rsquo;te yaşarken, hukuk eğitimi i&ccedil;in şehirde bulunan M&uuml;şfik Selami Bey&rsquo;le evlenmiş, beraber İstanbul&rsquo;a d&ouml;nm&uuml;şler, 1912&rsquo;de İstanbul&rsquo;a yerleşmişler. 1914&rsquo;de Sanayi-i Nefise&rsquo;nin İlk kadın M&uuml;d&uuml;r&uuml; ve Resim &ouml;ğretmeni olmuş, b&uuml;rokratik kısıtlamalara karşın, aralarında M&uuml;zdan Arel, G&uuml;zin Duran, Nazlı Ecevit ve Fahrelnissa Zeid&rsquo;in de olduğu &ouml;ğrencilerinin a&ccedil;ık havada resim yapmasına, canlı modelden &ccedil;alışmasına ve eserlerinin g&ouml;r&uuml;n&uuml;rl&uuml;k kazanmasına destek vermiş.14 Ekim 1918&rsquo;de Şişli&rsquo;deki evinde, on g&uuml;n s&uuml;recek, d&ouml;rt yılda yaptığı eserlerden oluşan sergi a&ccedil;mış. İnas Sanayi-i Nefise Mektebinin a&ccedil;ılması ve g&ouml;reve başlamasıyla, k&uuml;lt&uuml;r ortamının &ouml;nemli simaları arasındaymış, Tevfik Fikret&rsquo;in şiirlerini yorumlamış, portresini yapmış. 1922&rsquo;de yeniden Avrupa&rsquo;ya d&ouml;nen Mihri, 1923&rsquo;de Roma&rsquo;da yaşarken Londra, Madrid ve Viyana&rsquo;ya ziyaretlerde bulunmuş. 1927&rsquo;de temelli New York&rsquo;a g&ouml;&ccedil; etmiş. Ertesi yıl George de Mazirof Galerisi&rsquo;nde a&ccedil;tığı sergi ABD ve Kanada basının dikkatini &ccedil;eker. T&uuml;rkiye&rsquo;nin ABD el&ccedil;isi Ahmet Muhtar ve kızı Nebile Hanım tarafından bir ka&ccedil; g&uuml;n Sefarethanede konuk edilir, el&ccedil;inin portresini de yapar bu s&uuml;re&ccedil;te. 1932&rsquo;de Salvatore Virzi ile ikinci evliliğine yaptığına dair belge ile evlilik yoluyla vatandaşlık elde etmek i&ccedil;in başvurusuna dair belge de bulunuyordu sergide. Vali Franklin D.Roosevelt&rsquo;in portresi, a&ccedil;ık arttırma yoluyla, borcuna istinaden satılır. Amerika&rsquo;da yaşanan ekonomik buhrandan etkilenir, zorlu bir s&uuml;re&ccedil; yaşar. Bu d&ouml;neme ait belgeler, sanat&ccedil;ının yaşamına ışık tutuyor. Sergide, İnas Sanayi-i Nefise&rsquo;deki at&ouml;lyede &ccedil;ekilmiş fotoğraf, serginin ruhunu belirliyor gibiydi Az sayıda resim ve belgeyle, kendi ayakları &uuml;zerinde durmayı se&ccedil;miş Mihri&rsquo;nin yaşamını izleyicilere hissettiriyordu. Portre ressamlığı a&ccedil;ısından, Hollandalı ressam, Frans Hals&rsquo;ın 1628 tarihli &ldquo;&Ccedil;ingene Kızı&rdquo; portresinin reprod&uuml;ksiyonunu yaparak, Fortin d&rsquo;Ivry yarışmasında &ouml;d&uuml;le layık g&ouml;r&uuml;lmesi, Frans Hals&rsquo;ın portre ressamlığının Mihri&rsquo;nin portre ressamlığında bir etkisi olabileceğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rd&uuml; bana.</p> <p>Serginin ardından, Salt Araştırma&rsquo;nın K&uuml;t&uuml;phanesi&rsquo;ne uğradım, &uuml;ye olmak gerekiyormuş, araştırmacılara, Y&uuml;ksek Lisans, Doktora &ouml;ğrencilerine a&ccedil;ıkmış, sanat, mimari, tasarım kitaplarının bulunduğu b&ouml;l&uuml;m. K&uuml;t&uuml;phane g&ouml;revlilerinden Dewey programını kullandıklarını &ouml;ğrendim. Sergi izlemek insanı yoruyor zihinsel olarak, kahve molası vermek istedim. Kahvemi alıp, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bah&ccedil;esine &ccedil;ıktım. Yanıma oturan Y&uuml;ksek Lisans &ouml;ğrencisi G&uuml;lizar Hanım&rsquo;la sohbet etme olanağı buldum. Annesi Boşnak, babası Arnavut&rsquo;muş, tez konusu ise İstanbullu Rumlar. Balkanlardan konuştuk, g&uuml;zel bir sohbet oldu benim i&ccedil;in.</p> <p>Salt Galata&rsquo;dan Beyoğlu&rsquo;na doğru y&uuml;r&uuml;rken, daha &ouml;nce ismini duyduğum, fakat ilk kez gezeceğim iki galeri ile karşılaştım. Anna Laudel Galeri&rsquo;de, &ldquo;Tapestry &ndash; Woven Tales&rdquo;, başlıklı sergide, sanatsal ve k&uuml;lt&uuml;rel ge&ccedil;mişi farklı 15 sanat&ccedil;ının dokumaları sergileniyordu. Geleneksel dokumacılığın &ccedil;ağdaş tekniklerle yeniden yorumlanmasıyla elde edilen dokumalar, &ouml;zenli bir şekilde sergileniyordu. Galeri g&ouml;revlisinden &ouml;ğrendiğime g&ouml;re, sergide yer alan dokumaların bazıları sanat&ccedil;ılar tarafından dokunurken, bazıları da dokutturulmuştu. Aralarında G&uuml;l&ccedil;in Aksoy, Mustafa Aslıer, Zekai Ormancı, &Ouml;zdemir Altan, Devrim Erbil, Renk Erbil Martin, Fırat Neziroğlu, Hanefi Yeter gibi sanat&ccedil;ıların dokumaları yer alıyordu. Geleneksel kilim dokumacılığıyla yapılan dokuma işlerin yorumlanmasını daha başarılı bulduğumu s&ouml;yleyebilirim. Galeri&rsquo;nin &uuml;&ccedil; katına yayılmış sergi, 24 Mayıs 2019&rsquo;a kadar g&ouml;r&uuml;lebilir, internet &uuml;zerinden de Anna Laudel Galeri yazılarak, sergide yer alan dokumalara g&ouml;rebilirsiniz.</p> <p>Anna Laudel Galeri&rsquo;den sonra, Kasa Galeri&rsquo;de, Neriman Polat ve Nurcan G&uuml;ndoğan&rsquo;ın &ldquo;&Ccedil;i&ccedil;ek Yarası/ Flower Wound&rdquo; başlıklı sergisini g&ouml;rd&uuml;m. Video, şiir, enstelasyondan oluşan sergi, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z sorunlarına duyarlı bir bakış a&ccedil;ısı getiriyordu. Kırmızı branda &uuml;zerine yazılmış, &ldquo; Direniş G&uuml;zelleştirir&rdquo; c&uuml;mlesi ve brandanın &uuml;zerindeki tel &ouml;rg&uuml;ler bellekte yer edici nitelikteydi.</p> <p>Galeri&rsquo;den ayrılıp Beyoğlu&rsquo;na, yukarı doğru geldiğim yoldan d&ouml;nerken, &ouml;ğle yemeği molası verdim. Saat 17:30&rsquo;daki İoanna Ku&ccedil;uradi Konferansı&rsquo;na kadar Salt Beyoğlu&rsquo;nda soluklanıp, notlarımı yazdım, yanımda g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m kitabı okudum.</p> <p>Saat 17:00&rsquo;de Yapı Kredi K&uuml;lt&uuml;r Sanat&rsquo;ta, İoanna Ku&ccedil;uradi konferansı i&ccedil;in gittiğimde, hen&uuml;z salon a&ccedil;ılmamıştı, merdivenlerde kuyruk oluşturmuştu insanlar. On- on beş dakika kadar bekledikten sonra, salona alındık, &ouml;n sırada olanlar sandalyelere oturdu, pek &ccedil;ok insan ayakta kaldı, bir &ouml;ğrenci yer verdi de, oturabildim. Bir s&uuml;re sonra İoanna Ku&ccedil;uradi salona geldi. Koyu yeşil ceketi ve eteği, elinde a&ccedil;ık yeşil &ccedil;antası, hafif topuz yaptığı beyaz sa&ccedil;ları, berrak y&uuml;z&uuml;, uzun parmaklarıyla, duruşu &ouml;ylesine etkileyiciydi ki, ilahi bir şey vardı sanki &uuml;zerinde. Yaklaşık on dokuz sene &ouml;nce, Antalya&rsquo;da, 17 Kasım 2000&rsquo;de, &ldquo;Felsefe ve Edebiyat&rdquo; başlıklı Konferans&rsquo;ta g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m halinden &ccedil;ok da farklı değildi sanki, sakin ve &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;. Bilim Akademisi&rsquo;nden, Pınar Meng&uuml;&ccedil; a&ccedil;ılış konuşmasını yaptı, İoanna Ku&ccedil;uradi&rsquo;nin yaşam &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml;, Felsefe alanında yaptığı Akademik &ccedil;alışmalarını, aldığı &ouml;d&uuml;llerin bazılarını okudu, konuşma sonrasında soru cevap olmayacağını s&ouml;yleyerek, s&ouml;z&uuml; Ku&ccedil;uradi&rsquo;ye verdi. Ku&ccedil;uradi, ayakta olanlara, yapacağım konuşma kitaplarımda mevcuttur, yorulursanız gidebilirsiniz, diyerek ayakta kalan izleyicilere olan duyarlılığını hissettirdi. Ku&ccedil;uradi&rsquo;nin konuşması aynı zamanda perdeye yansıtılan g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;yle, arkada ve ayakta olanların Konferansı daha iyi izlenilmesi sağlandı. Etik kelimesinin kullanıldığı farklı anlamları belirteceğini, felsefenin bir alanı olan etiğin ne hakkında bilgi ortaya koyduğunu anlatmaya &ccedil;alışacağını, etik değerlerin ne olduğu &uuml;zerinde bir ka&ccedil; s&ouml;z s&ouml;yleyeceğini ekledi. Etik s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n son 20-25 yılda moda olduğunu, 1970&rsquo;li yıllarda Etik kitabını yayımlandığında &ldquo;Etik&rdquo; modası ge&ccedil;miş sayılırdı, dedi. Bug&uuml;n moda olan etiklerin, felsefenin alanı olan Etik değil meslek etikleri olduğunu belirtti. Ku&ccedil;uradi&rsquo;nin konuşması, Kant ve Camus&rsquo;nun vebasından verdiği &ouml;rneklerle, izleyicilerin etik konusunu daha iyi anlamasını sağladı, diyebilirim. Konuşmasında dikkatimi &ccedil;eken b&ouml;l&uuml;mleri aşağıda alıntılıyorum.</p> <p>&ldquo;Belirli bir durumda bir şey yapmamak da bir eylemdir. Davranış ve eylem karıştırılıyor. Etik yaşayabilmek i&ccedil;in doğru değerlendirmeyi &ouml;ğrenmek zorundayız. Etik değerleri ahlaksal değer yargılarıyla, iyidir, k&ouml;t&uuml;d&uuml;r denilenlerle, genel olarak normlarla karıştırmamak gerektiğidir. Etik değerler kişiler arası ilişkilerde eylem ve yaşantı olanaklarıdır. Buna g&ouml;re iki etik değerden s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;n. &ldquo;Etik kişi değerleri&rdquo;, &ldquo;etik ilişki değerleri&rdquo;; birincisine d&uuml;r&uuml;st, saygılı g&uuml;venilir olmak gibi kişi &ouml;zellikleri; ikincisine saygı, sevgi, minnet gibi değerlilik yaşantıları &ouml;zelliklerini verebiliriz. Etik değerlerin yalnızca iki kişinin karşılaşmasında yaşanabilen, değerlilik yaşantılarıdır. Bir kişinin başka bir kişi ile ilişkisinde yaşadığı, tortu bırakan yaşantılardır. Kişinin bilgisel olanaklarıdır. &Ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml; olmak, dayanıklı olmak, sabırlı olmak. D&uuml;r&uuml;st olan insan bir insan, d&uuml;r&uuml;st olmayan insana da d&uuml;r&uuml;st davranır. Ni&ccedil;in İnsan hakları, su&ccedil;lunun da hakları, insan hakları karşı olduğumuz insanın da haklarıdır, onları da korumak zorundayız. Hatırlıyorsunuzdur, Kaddafi&rsquo;nin &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesine tek bir kişi itiraz etti, Birleşmiş Milletler Komiseri itiraz etti. Karşı olduğumuz insanların temel haklarını da korumalıyız. Bir kişinin başka belirli bir kişi ile ilişkisinde tortu bırakan yaşantılardır. Onlara insan a&ccedil;ısından bakıldığında değerlilik yaşantılardır. İ&ccedil;eriklerini diğer kişilerin &ouml;zellikleri oluşturur. İ&ccedil;eriklerini diğer kişinin &ouml;zelliklerinin bilgisi oluşturmuyor. Oysa, karşılığı olan yaşantılar, bitmez, t&uuml;kenmez, o tortu kurumaz. Bazı etik &ouml;zellikleri, kişi değerleri olan bir kişi ile bu &ouml;zellikleri g&ouml;rebilecek g&ouml;z&uuml; olan ve insan i&ccedil;in anlamını bilen bir kişinin karşılaşması ve ilişkiye girmesiyle yaşanır, bu yaşantılar. Kişilerin karşılaşmasının rastlantısallığına rağmen, bu yaşantılar rastlantısal değildir, yalnızca b&ouml;yle bir temeli olan yaşantılar kişide tortu bırakır ve bu tortu yok olmaz, b&ouml;yle iki kişinin karşılaşmasıyla ve bu yaşantıların yaşanmasıyla, bu etik değerler varlanır ve katılır d&uuml;nyamıza. Etik ilişki değerlerin yaşanabilmesinin ana koşulu, iki etik kişinin karşılaşmasıdır. Kişilerin birbirinin olgunlaşmasını , birbirlerinin etik olanaklarını ger&ccedil;ekleştirmesine de yardımcı olabiliyorlar.&rdquo;</p> <p>Konuşma yaklaşık bir saat s&uuml;rd&uuml;, sonrasında Pınar Meng&uuml;&ccedil; İoanna Ku&ccedil;uradi&rsquo;ye, Bilim Akademisi&rsquo;nin bir hatırasını sundu. Konuşmanın tamamı, ekleyeceğim linkten izlenebilir.</p> <p>Konferanstan sonra, akşam yemeğimi yedim ve otele d&ouml;nd&uuml;m. Yorucu bir g&uuml;n olmuştu. Akşam televizyonda, Ekrem İmamoğlu&rsquo;nun, İstanbul B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Başkanlığı mazbatasını almasının sevinci sosyal medyada s&uuml;r&uuml;yordu, televizyonda da konu mazbataydı.</p> <p>18 Nisan 2019, İstanbul&rsquo;da g&ouml;r&uuml;lecek pek &ccedil;ok etkinlik vardı, zamanın azlığı nedeniyle, &ouml;nce kahvaltımı yaptım. Akbank Sanat&rsquo;ta, 13 Nisan &ndash; 25 Mayıs 2019 tarihleri arasında ger&ccedil;ekleşen, &ldquo; İnsanın Yeni G&uuml;ndemi&rdquo; başlıklı sergiyi g&ouml;rmeye gittim yağmurlu havada. Giriş katta, Marshmallow Laser Feast, &ldquo;Bir Hayvanın G&ouml;z&uuml;nden&rdquo; adlı video, İngiltere&rsquo;de bulunan Grizedale Ormanı&rsquo;nda kaydedilmiş ses kayıtları eşliğinde, ormanı, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;nden s&uuml;z&uuml;len bir kuşun, bir k&uuml;t&uuml;kte duran yusuf&ccedil;uğun ve bataklıktaki bir kurbağanın g&ouml;z&uuml;nden g&ouml;rmemizi sağlayarak bizi insani sınırlarımızın ardında yatan ger&ccedil;ekliği d&uuml;ş&uuml;nmeye davet ediyor. Videoda kızıl renkler hakimdi, kızıldan koyuya ge&ccedil;işi bir derinlik kazandırıyor ve ormanın g&ouml;rsel derinliğini hissettiriyordu.</p> <p>Alex Verhaest&rsquo;ın &ldquo;Atıl zamanlar&rdquo; &ccedil;alışması intihar eden bir babanın ardından bir araya gelen aile bireylerinin bir masa etrafında toplanmasıyla &ccedil;ekilen fotoğrafta, olayın şaşkınlığını &uuml;zerinden atamamış halleriyle bizi karşılaştırıyor.</p> <p>Refik Anadol&rsquo;un, Saklı Mek&acirc;ndan Anılar-&Ccedil;alışma I, yan yana yerleştirilmiş &uuml;&ccedil; videoyla yer alıyordu sergide. İlk kez işlerini g&ouml;r&uuml;yordum. Videolara dair sergi metni, &ccedil;alışmayı biraz daha a&ccedil;ımlayacak.:&rdquo; Anadol bu &ccedil;alışmada dokuz mimara ve on bir farklı tarihi d&ouml;neme ait binaların 1.2 milyon adet g&ouml;rselinden oluşan bir mimari fotoğraf hafızası &uuml;zerine sinir ağı &uuml;retiyor.&rdquo;</p> <p>Larissa Sansour&rsquo;un eseri, kurgusal bir video denemesi bi&ccedil;iminde &uuml;retilmiş. Video, teori ve kişisellik &uuml;zerine kurgulanmış, vefat eden ikiz kız kardeşinin sahneye &ccedil;ıktığı b&ouml;l&uuml;mler, bir kız kardeş, Sıdıka&rsquo;yı kaybetmenin acısını hatırlattı bana, ortak sorgulamalar hissettim.</p> <p>Gaetan Robillard&rsquo;ın, &ldquo;Dalganın İzinde&rdquo; videosu, bilgisayar sim&uuml;lasyonu, Şeytan Adası&rsquo;nın &ccedil;evresini, denizin dibine yayılmış ızgaralar ve sonsuz hareket halinde milyonlarca par&ccedil;acıktan oluşan dalgalar şeklinde betimlemiş. Bu videoyu seyrederken, bir grup &ouml;ğrenciyle gelen hocaları, videonun bilgisayarla yapıldığını &ouml;ğrencilere anlattı.</p> <p>Yıllardır, Akbank Sanat&rsquo;ta sergileri izlerim, hi&ccedil; kafesinde oturmamıştım. Yağmurun ge&ccedil;mesini beklemek i&ccedil;in d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; kata &ccedil;ıktım, sağ tarafta m&uuml;tevazi bir k&uuml;t&uuml;phane, solda da camlı kafe bulunuyordu, kafenin penceresinden Fransız K&uuml;lt&uuml;r Merkezi g&ouml;r&uuml;l&uuml;yordu. Okuyan insanları rahatsız etmeden kahvemi i&ccedil;tim, biraz dinlendim.</p> <p>Dışarı &ccedil;ıktığımda yağmur dinmişti, Mephisto&rsquo;da kitaplara g&ouml;z gezdirdim. Yeni &ccedil;ıkan kitaplar b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde, kitap t&uuml;rlerinde bir denge olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m, iki kitap aldım.</p> <p>Gelmişken, Yapı Kredi&rsquo;de Orhan Pamuk&rsquo;un &ldquo;Balkon Fotoğraflar - Photographs&rdquo; sergisini izlemeden d&ouml;nmeyeyim, dedim. Orhan Pamuk, 2012 aralık&rsquo;ı ile 2013 Nisan&rsquo;ı arasında hem yaşadığı hem de yazdığı Cihangirde&rsquo;ki evinde, aynı noktadan 8500 fotoğraf &ccedil;ekmiş. 2012 Kasım'ında, New York&rsquo;tan İstanbul&rsquo;a d&ouml;nmeden fotoğraf makinası ve tele objektif almış. Fotoğraf sergisi &uuml;zerine kapsamlı bir yazısı karşılıyor izleyiciyi. Deniz, g&ouml;ky&uuml;z&uuml;, camiler, cruzoerler, kuşlar, minareler, ana temaları fotoğraflarda, neredeyse insan yok gibi. Belleğimde kalmamış ya da. Orhan Pamuk &uuml;zerine Umberto Eco&rsquo;nun s&ouml;ylediği bir c&uuml;mle dikkat &ccedil;ekici; &rdquo;Orhan Pamuk'un &ccedil;ılgınlığında deha var.&rdquo; Fotoğraf &uuml;zerine s&ouml;ylemiş c&uuml;mleler de yer alıyordu sergide; &rdquo;Bir fotoğraf sadece donmuş bir anı değil,ge&ccedil;mişi ve geleceği de resmeder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; fotoğraf &ccedil;ekmek umut beslemektir.&rdquo;Cel&acirc;l Salik</p> <p>&ldquo;Daha &ouml;nce defalarca s&ouml;ylendiği gibi, fotoğraflar kendilerini s&ouml;zc&uuml;kler olmadan g&ouml;rsel olarak ifade etmelidir, yoksa başarısız olurlar.&rdquo; Walker Evans</p> <p>Yeni a&ccedil;ılan İstanbul Havaalanı'ndan Antalya&rsquo;ya u&ccedil;acağım i&ccedil;in biraz tedirgindim, ilk kez u&ccedil;acaktım, zamanında yetişmek i&ccedil;in erken gitmeye karar verdim. Otelden eşyalarımı almadan &ouml;nce, Pera M&uuml;zesi&rsquo;nde soluklanıp bir bardak &ccedil;ay i&ccedil;tim Otelden taksiyle, Havaist durağına gittim. İstanbul kartımı okutabileceğimi s&ouml;yledi, bavulumu teslim ettiğim g&ouml;revli. Otob&uuml;s hareket ettiğinde, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir tabelada Abd&uuml;lhak Hamit yazısı dikkatimi &ccedil;ekti, caddenin adını ilk kez okuyormuşum hissine kapıldım.Otob&uuml;s yolculuğu yaklaşık bir saat s&uuml;rd&uuml;, şehri &ccedil;ıktıktan sonra yeşillikler arasında ilerledi otob&uuml;s, bir b&ouml;l&uuml;mde dağların kazınmış g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; rahatsız ediciydi. Havaalanı&rsquo;na erken gelmenin avantajıyla biraz kitap okudum, u&ccedil;ağa binmek i&ccedil;in epeyce bir yol y&uuml;r&uuml;mek gerekti, u&ccedil;ak bekleme alanları geniş ve ferahtı. Zihnimde pek &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;nt&uuml;yle gece yarısı Antalya&rsquo;ya ulaştım.</p> <p>İki g&uuml;nl&uuml;k İstanbul ziyaretinde, Salt Beyoğlu ve Salt Galata&rsquo;da okuyan yazan insanlarla karşılaşmak, Salt Galata&rsquo;da gen&ccedil;lerin &ccedil;okluğu, bir uğrak noktası olma &ouml;zelliği kazandığını hissettirdi bana. &Ouml;zel kurumların sanata ve k&uuml;lt&uuml;re verdiği desteğin, &uuml;lkenin k&uuml;lt&uuml;r ve d&uuml;ş&uuml;nce d&uuml;nyasına &ouml;nemli katkıları, bu sebeple de belirleyici rollerinin olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum.</p> <p>İmren T&uuml;z&uuml;n</p> <p>Antalya, 22 Nisan 2019</p> <p>Copyright &copy; İmren T&uuml;z&uuml;n All rights reserved</p> <p>Ahlaklar, Etik ve Etikler &ndash; Prof. Dr. İoanna Ku&ccedil;uradi https://youtu.be/g-MPvywIhJc @YouTube aracılığıyla.</p> /cgi-bin/koha/opac-main.pl#newsitem4